Cumartesi, Temmuz 21, 2007

kuşlar ve şiirim üzerine

ulaşılamaz mıyım?
perde arkasındaki gölge
oyun
padişahı idam ettiren
karagöz ve hacivat
alacasına kendisinin olan bir adamı
neden sahiplenemez kimse

kaçışlar
karalar
kıtalar
okyanuslar
giren araya
nefretim artmakta
ona değil
kaçışlara

kelimelerimi sevmiyorum ilk defa
sevemem
çünkü her mısramda
ben ben olmamalıyım
kelimelerimi sevmiyorum ilk defa
damla damla
kanım akıyor
nefesime karışıyor cümleler
gittikçe ben oluyor şiir
şiirimden nefret ediyorum
üzgünüm çocuğum
üzgünüm küçük hanım

elleri var şiirimin
küçücük gözleri
nefretime ağlıyor benim
ve ben burda
karşınızda
oturmuşum
üzülmekten başka bir şey
gelmiyor elimden

ilk defa bir şiirimle ağlıyorum
göz yaşını gördüm
saklama
iki kişilik bir komedi
trajedi olurmuş
beşinci perdeden sonra
baştan oynamak?
ahhh
juliet
ve hayali trajediyi komediye çevirmenin
sevmiyorum parmaklarımı
beni yazıyorlar
ihanet ediyor beynim bana
serseriliğimi yazıyor
yazmaaaaa
inatçı
hiç bir zaman
adam olamadığımı yazıyor
durduramıyorum
gözyaşlarımın tadını öğreniyorum
çok tuzlu
ordaki
evet sen!
yukardaki
değiştiremez miyiz?
neyi mi?
seni?
yapma
suçlu sensin
eğer ben
hiç bir zaman toparlayamadıysam kendimi
at üstünden sorumlulukları
rahatladın mı?
seni sevmiyorum
ve senin yarattıklarında
sevmiyor beni
kuşlar
kaçıyor
yem tutam ellerimden
kuşlara
el sallıyorum
peşimden gelme şiir

Pazar, Mayıs 06, 2007

Son Dakikalar


-denizin kabülü-

Ansızın başını kaldırdı yataktan. Çevresine bakındı boş gözlerle. Yüzünden anlaşılmaktaydı artık yorgun olduğu. Yanı başında duran birkaç mektup, birkaç şişe şarap, etrafa dağılmış gazete kupürleri,kağıtlar, gümüş bir kalem. Hızla kalkmayı denedi. Başını tuttu ve uzandı gerisingeriye.Fotoğraflar geçmeye başladı gözlerinin önünden –yaşamına dair siyah beyaz fotoğraflar-. Fotoğraflarla gelen hayal alemini yırtarcasına kalktı ayağa.Durdu öylece bir süre. Şarap şişesini eline aldı,dibine baktı. Şişe boştu. Bir şey ararmış gibi karıştırdı kağıtları bir süre. Nereye gittiğini bilmezcesine çıktı odadan. Kağıtlara baka baka dolaştı odaları. Bir kalem buldu odaların birinden bir de kağıt. Bir roman yazacakmış gibi eğildi kağıtlara. Baktı baktı baktı. Ve bir hışımla fırlattı kalemi,kağıdı. Saldı gövdesini koltuğa. Boşluğa bakarmışçasına çevirdi kafasını tavana. Saatin sesi geldi kulağına -tik tak tik tak-, su akıtan bir musluk ve sokaktan gelen çocuk sesleri de eklendi bu cümbüşe. O ise bu cümbüşten uzaklaşıp ağlamaya başladı yavaş yavaş. Toparlanmaya çalışan bir derbeder gibi ayağa kalkıp sendeledi.Yavaş yavaş döndü odasına. Üstünü giyindi –ki ne giydiğinden haberi bile yoktu-. Bir çantaya doldurdu odasındaki tüm kağıtları.Hızlı adımlarla çıktı evden. Bisikletiyle yol aldı bir süre –yavaş yavaş sürüyordu bisikletini-. Sahile indi. Denizi seyretmeye koyuldu. Uzandı kumsala, serin bir rüzgar geçiyordu kıvrımlarından. Açtı çantasını usulca ama hiçbir şey almadı bir süre, sonra bir kağıt çıkardı çantadan ve gümüş kalemini buldu derinlerde. Yavaşça doğruldu. Bir şeyler yazıp son noktayı koydu kağıda ve usulca bıraktı kağıdı kumsala. Denize yöneldi. Yavaşça yürüdü serin sularda. Sular sessice sarmaktaydı vücudunu –bacaklar, kollar, gövde- ve o bir kulaç bile atmadan sadece yürümekteydi. Çene, burun, gözler gömülüyordu suya, soğuk suyla tanışan en güleç surattı o. Ve tepede yani suyun üstünde bir tutam saç. Nefesini tutamadı bir an nefesi kabarcık olarak geldi su üstüne. Bir kabarcık, bir kabarcık daha kabarcıklar kesildi en sonunda. Ve geride bir çanta dolusu kağıt kaldı ondan ve son senaryosunun son cümlesi

-EREN BİR ZAMANLAR YAŞAMAYA GELDİĞİ BU DENİZDE ŞİMDİ ÖLÜR-

ayrılamayacak kadar azız,herşey bizi birleştirir,hiçbir ayrım olamaz

Pazar, Nisan 29, 2007

Paçavra

Bok çukurundan
Yükseliyor çığlıklar
PAÇAVRA
Kenara atılmışız
Kuytuya
Dipsiz
Pis
Rezil
Yakılmışız
En ateşli yerinden
Beynimizin
BEN BİLMEM
beyim bilir
BEN BİLMEM
atam bilir
BEN BİLMEM
Çöplüklerinde dünyanın
Dünya var
Yüz milyonlar
beyleri bilir
ataları bilir
Kendileri
BİLDİRİLMEZ
Bok çukurunda
Çöpte
Kaldır
Korkma kapağını
Sen
Garip Ahmet
Ve elinde
Çukurunun en güzel marmelatı
Kaldır
-yükseliyor çığlıklar-
Yüksel
Garip Ahmet
Ve kalbinde
En güzel anları dünyamızın
Hah!
Yaşamadın ki
Yaşatmadık yada yaşatmadılar
Bok çukurundan
Yükseliyor çığlıklar
Mor gözünle
Kaldır başını
Ayşem
Bir savaş madalyası işte
Gözlerinle bir
Korkma
Ne utanacak
Bir hayasızsın
Sen
Ne vurmuştun
Gecenin bir yarısı
Zil zurna
Gelip
İyi günde
Ve
Kötü günde dediğin karına
KORKMA
KoRkMa
Korkma
Korkuyorum
Gece yarısı
El ayak çekildiğinde
Bu dünyadan
Kurtlar iniyor
Şuralara
Buralardan duyuyorum
İnsan haykırışları
Geliyor kulağıma
Gaz odalarından
Diyorlar ki!
Şşşşşş
Kimse duymasın
Sabun yapacaklarmış
Tüm dü-şü-nen-le-ri
Sen!
Yalvarırım
Söyle bana?
Başım gözüm üstüne?
Korkma
Korkuyorum
Gündüzleri adam yiyorlar
Bu meydanda
Gözlerimle gördüm
2000li yıllara ait
Bir Guernica
Yalvarırım
Hadi kalk
Kaldır kafanı
Korkma
Korkuyorum
Öyleyse düşünüyorum
Kelle kelle
Diye bağırıştı
Üç beş adam geçen
Kapının önünde
Çığlık attım
Duymadı kimse
Bok çukuru!
Çığlıklar yükseliyor
Bok çukurundan
Sessiz!
Duyun diye
Sesimizde bizim
Sessizliğimizde
Çığlık yükseliyor
Kaldır kafanı
Kaldır!!!
Bir nefes al doluca
Bir nefes
Ciğerlerin patlayıncaya dek
Haykır
Tüm nefesinle
Haykır!
Su sıçrat
Çukurundan
Etekleri kirlensin
Nefes al nefes ver
Nefes al nefes ver
Kuyunun başına doğru
Çok temiz havaları!
Kirlensin
Temiz ruhunla.
Çığlıklar
Yükseliyor
Sular
Kaldır başını
Yükseliyor sular
İsyan bayrakları
İstiyorlar başını
Yükseliyor sular
Taş
Bardaktan taşarcasına
Yık köprüleri
İstiyorlar başını
Uzlaşmaz
Sular
Yükseliyor sular
Kirlet!
Tertemiz !! dünyalarını

Cumartesi, Nisan 28, 2007

Alaca Kuş

Rüzgarlar geçiyor etrafımdan. Hızlanıyorum. Kulaklarımda fısıltılar. Koş koş koş işte tüm dünya senin. KontrolSÜZLÜK bende. Sağa sola sağa sola. Gücüm kuvvetim kesilmekte. Tırmanıyorum içime, tepeye. Ağır ağır süzülüyor akşam güneşi kollarımın arasından ve son bir sevişme. Alaca bir kuş geçiyor yanımdan. Yarış etmek istiyorum. Meydan okuyorum tanrıya. Rüzgara hükmeden kutlu benim. Güneşe kafa tutuyorum. Ayın hesabını soruyorum giderayak. İçimde mitralyöz sesleri. Savaş zamanıdır. Yedi düvele karşı bir baldırı çıplak iki tekerlekli. Cengaver naralar atıyorum havada uçan uzak kahramanlara karşı. Hız, hız, hız, hızlanıyorum. Yollar boş , dünya boş şu evrende sadece biz ikimiz varız. Birbirinden canlı iki dost. Bir tepeyi çıkıyorum hızla. Küçük çocuklar koşturuyor peşimden. İnsan değil onlar kötü olur insanlar onlarsa insan olamayacak kadar masum. Tepeden salıveriyorum kendimi. Gövdemi bırakıyorum boşluğa. Çocuklar koşturuyor arkamdan. Çıplak ayaklı, kavruk tenli çocuklar. Yarışıyoruz hep beraber rüzgarla. Cennet kapısındaki zebani gibi engellemek görevinde bizi Matmazel Rüzgar Hanımefendi. Bir kadın gibi nazlı, bir kadın gibi işveli. Ve yorucu yarış etmek onunla bir kadınla yarış edercesine. Yenmeye kıyamıyorsun. Ve tepeden salarken kendini. Usulca giriveriyor koynuna. Göğsün kabarıyor. Ve sanki yeni yetme veletsin. Ve sanki ilk kadınınla yatağa girmedesin. Hızla geçiyorsun dönemeçlerden. Sağa sola sağa sola. Salıyorsun ayaklarını açıyorsun ellerini. Ahhh anne bağırma arkamdan bir şey olmaz bana. Sadece açtım kollarımı sarılmasını bekliyorum kainatın. Ve özgürlük kokuyor içime çektiğim bu hava. Bu havayla bir oluyor bedenim. Ben yokum artık. E yok r yok s yok u yok. Özgürlük oluyor bedenim. Ruhum onunla doluyor. Bir ovaya çıkıyorum ki uçsuz bucaksız. Her köşesini görmek istiyorum. Her zerresini çiğnemek özgür bir ruh ve kadınım rüzgarla. Olduğum yerde dönmeye başlıyorum. Ateş yükseliyor çemberin ortasından. Sağımda solumda özgürlükler pedal çeviriyor yeni bir aleme. Ansızın sıyrılıyorum çemberden. Kanatlarım var sanki. Uçuyorum. Hey beni dinle be kartal efendi. Sana rakip çıkıyorum. Haydı çık karşıma. Çık haydi. Korkma. süzülüyorum yardan aşağa. Kalbim beni bırakıp gidecek artık. Ölüm mü bu yoksa sevinci mi yeni alemin. Hız yatağında kartalla cebelleşmekteyim. Haydi be bre göklerin fatihi tüm numaran bu mu senin? Çocuklar gibi şen şakrak gülmekteyim. Şaraplı bir Pazar ayininde gibi Yorgo efendinin yahut bizim imamın gece alemlerinden birinde miyim? Nefesim kesilinceye dek geçiyorum kendimden. hızla iniyorum yere. Jilet hızındayım. Ayırmakta ruhumu bedenimden. Dön dön dönmekteyim leşimin etrafında. Mis gibi yenilmeye hazır. Daralmakta giderek çember. Dönüş yavaşlamakta. Usulca kapaklanmaktayım yere ve ruhum bedenimi afiyetle yemekte.

Özgürlük bir kuş

Yetişen alır

Çocuk seslerine

Yüzde yüz indirim

Ersu Eren